İnanç ve Entegrasyon! İnanç Uyum için sorun teşkil eder mi?

Değerli dostlar, bu yazımızda çok farklı bir konuyu birlikte paylaşacağız!
 Öncelikle 2010 Yılı Kurban Bayramınızı en kalbi dileklerimle tebrik eder, nice bayramlara huzur, sıhhat ve afiyet içerisinde ulaşmanızı Yüce Allah’tan dilerim. Bayram’ın İslâm âlemi,  bütün inanç sahipleri için tüm insanlık için barış, esenlik, bereket ve güzelliklere vesile olmasını dilerim.
 
Günümüzde çok konuşulan Uyum proplemi üzerinde Dr. Mansfeld’in (FDP Nagold Belediye temsilcisi)’in Daveti ve Farklı Din Mensubu Din Adamları – Uyum Meclisi Üyeleri ve Nagold halkının katılımıyla Otel Adler’de 19.11.2010 saat: 19:30’da kapsamlı bir Dialog toplantısı yapıldı. Oturum başkanlığını Dr. Mansfeld yaptı.
 
-       Tema: İnanç ve Entegrasyon! İnanç Uyum için sorun teşkil eder mi?
  
İlk önce dekan R. Albrecht konuşması: Protestan Kilisesi olarak göçmenlere yönelik yaptıkları hizmetlerden bahsetti. Kiliseye bağlı olan Kindergarten’de her milliyetten çocuklar var. Bunları eğitiyoruz. Burda uyuma katkı sağlıyoruz. İki ana tema üzerinde duruyoruz. Birincisi: Yabancılara Dil öğrenmeleri konusunda yardımcı oluyoruz. İkincisi: Hıristiyan gelenek ve göreneklerini çocuklara sevdirmektir. Uyumun ana okulundan başlamsı gerektiği ve buna yönelik çalışmalarının devam edeceğini söyledi.
 
İkinci sırada DİTİB Cemiyeti Din Görevlisi olarak bana söz hakkı verildi: Karlsruhe DİTİB Eyalet Dinler ve Kültürler arası dialog görevlisi Fatih Şahan beyin tercümesiyle, Nagold DİTİB Cemiyeti olarak Uyum adına yaptığımız etkinliklerden bahsettim.
 
Din Görevlisi olarak öncelikle şunu vurgulamak isterim ki, Adem (as) den başlayarak Hz. Muhammed (sav) kadar gelen bütün semavi dinlerin ortak adı İslâmdır. İslâm’a göre, bütün inananların kardeş olduğu, Din seçimi konusunda herkesin hür ve serbest iradesi ile karar verebileceği, bu konuya kimsenin karışamayacağı (Bakara 2/256).  Müslümanlar’ın Îmanlarının gereği olarak hiçbir  ayrım yapmadan, bütün Hak Peygamberlere ve bütün Hak kitaplara iman ettiğini(Bakara 2/285), Kur’an-ın diğer kitapları tasdikedici bir kitap olduğunu(Âl-i imran 3/3). Dolayısıyla İslam’ın din seçme konusunda kimseyi zorlamadığını vurguladım.
 
Ayrıca cemiyet olarak Tüm Türk ve Alman Cemiyetlerle uyum içinde birlikte hareket ettiğimizi, DİTİB Cemiyeti olarak insanlık adına yaptığımız hizmetlerden bazı örnekler sundum: Haiti Depremi madurlarına, Pakistan Sel felaketinde madurlarına Alman bir kanser hastası öğretmen için camiden maddi katkı sağladık ayrıca verilen konsere cemaatimizi yönlendirdik. Geçen yl almanyada bir okula yapılan silahlı saldırı sonucu kaybedilen Aman öğrencileri anma adına Kilisenin yaptığı programına katıldık ve üzüntüleimizi dile getirdik. Ramazan iftar programlarını halka açtık ve bu programlara Almanları davet ettik. Cemaatimizin Uyuma katkı sağlanması noktasında üzerine düşeni yaptığını vurguladım ve Yabancılar meclisine üye seçilirken uyuma birlikte  katkı yapabilmek adına özverili ve paylaşımcı olmak gerektiğini uyuma katkı verecek kişilerin de uyumlu kişiler olması gereğine inanarak arkadaşların belirlenmesine yardımcı olduk. Ben değil biz düşüncesiyle hareket ettik. Cemaatimize verdiğimiz vaazlardan örnek olarak en son okuduğum hutbeden bir kesit sundum.  
     
Hutbe konusu ise: Başkalarını hor görmemek!  Küreselleşen dünyada, toplumların ve kültürlerin birbirine yakınlaştığı, adeta iç içe geçtiği bir süreci yaşıyoruz. Buna rağmen insanlığın geleceğini tehdit eden açlık, fakirlik, işsizlik, fırsat eşitsizliği, ahlaki çöküntü, inançsızlık, yetersiz sağlık koşulları ve eğitim alanında karşılaşılan sorunlar ile, en az bunlar kadar önemli bir problem ve bunlarla yakından ilişkili olan insanlar arasındaki farklılıklara karşı tahammülsüzlük sözkonusudur. Bu saydıklarımız sadece bir bölgeyi ya da bir halkı değil, bütün insanları şu ya da bu şekilde etkilemekte ve ilgilendirmektedir. İnsanların fikir, inanç ve yaşam özgürlüğünü çok net bir şekilde sağlayan ve güvence altına alan İslam, insanlar arasındaki gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerine karşı tahammülsüzlügü ve olumsuz   düşünceyi yasaklayan hükümler getirmiştir.    Kur’an’da, insanlar arasındaki ırk, dil, renk, cinsiyet, makam ve mevkii gibi farklılıkların, Allah’ın iradesi dahilinde ve belli hikmetlere bağlı olarak var edildiği, dolayısıyla insanların bunları anlayışla karşılaması gerektiği yönünde ifadeler yer alır. (Kur’an, 49/13; 30/22; 6/165; 17/21; 43/32.)
 
“İslam”, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar gelip geçmiş tüm peygamberlerin getirdiği dinin ortak adıdır. Rabbimiz yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim’de;  “Allah, Nuh’a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Ey Muhammed! Sana vahyettik, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya da buyurduk ki: Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.” (Kur’an, 42/13.) buyurmaktadır. Dinimize göre bütün peygamberler yeryüzünde aynı tevhid mücadelesini vermiş insanlar olup kardeştirler. Peygamberlik açısından da aralarında bir üstünlük yoktur. Müslüman, hepsine inanır.
Kur’an bu konuda „Deyin ki: ‘‘Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yakupoğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olanlarız.’” ( Kur’an, 2/136.) buyurur.
 
Hz  Peygamber, (s.a.v.) günümüz insanının en çok muhtaç olduğu birlikte yaşamanın vazgeçilmez unsurları olan barışı, müsamahayı, affı ve merhameti, sadece  bir iddia ve söz olmaktan çıkarıp yaşanılan bir gerçekliğe dönüştürmüştür. Yüce dinimiz İslam’ın güzelliklerini kendimizden ve insanlıktan esirgemeyelim. Bir hadisi şerifle bitirelim: “Allah katında en sevimli din müsamahalı olan dindir. Ben müsamahalı bir din olan hanif dini ile gönderildim.” ( Müsned, I/236.) buyurdu.       Bu hutbeyi paylaştık ve  sunumu bu şekilde tamamladım.
 
Üçüncü sırada  Katolik Papaz E. Jahaus’a söz hakkı verildi: O şöyle dedi; Uyum sorunu sadece Müslümalarla Hıristiyanlar arasındaki bir sorun değil, Katoliklele Protestanlar arasında da halledilmesi gereken bir sorundur. Burada Katoliklar de var bu güzel bir zenginliktir. İnanç ve uyumla ilgili konuşurken yanlış anlaşılmalar sonucunda bile uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar  doğabilir. Funtamantalist aşırılıklar insanlık dışıdır. Dialog diğer insanları nasılsa öyle kabul edebilmeyi sağlar. İnanç uyumu teşvik edicidir engel değildir.
 
Dördüncü sırada söz verilen Neuapostolisch J. Whitlock ise;  Farklı Kültüre sahip olmak uyumu zorunlu kılıyor. Dil bilinirse sorunsuz anlaşma olur. Kültürün aynı olması uyumu kolaylaştırır (Ben de ABD den geliyorum yaklaşık 30 yıldır Almanyadayım kültür ve inançlar yönünden bağlı olduğumuz için ben bir sorun yaşamadım hatta ABD ye gidince kendimi Alman hissediyorum). Ayrılıkları anlamaya çalışmak lazım. Dini inançları dayatmaya çalışmak uyumu engeller. Almanya bir defa buna hazır mı? Müslümanlar dini cemaat olarak tanındığında ki, bir Hristiyan olarak ben buna karşıyım deyince ‘‘ Bu arada bir Alman vatandaşı olan (Nagold Belediye meclis Üyesi  Dr. Rentschler): Alman kanunları inanç özgürlüğünü garanti altına alır diyerek, kanunu hatırlattı ve bu cümleye  tepki gösterdi ve karşı çıktı kanun kitapını okumayı önerdi’’  J. Whitlock sözlerine şöyle devam etti İnançsız toplum tehlikelidir. Uyum sorunsuz olmuyor bazen eleştiriyi, yanlış anlama, tahammülsüzlük,  kendi dinini yalan sayma gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
 
Yancılar meclisinden Ahmet KOKAR: Ben bu konuya şu şekilde yaklaşmak  istiyorum. İlk önce herkesin kendini sorgulaması gerekir. Sizlere çarpıcı bir örnek sunmak istiyorum. Her ay yaklaşık 1000 Alman vatandaşı İsviçre’ye göç ediyor. Sebebleri kısmen oranın vatandaşı olmak veya İsviçre sevdası değil, daha çok ekonomik kaygılardır. Örneğin; mesleki kariyer, kazanç, hayat kalitesi ve vergiyle ilgili kolaylıklar. Alman ve İsveç vatandaşlarının kültür ve inançları benzerlik göstermektedir. Ama yinede birbirlerine alışamıyorlar. Entegre olma konusunda zayıf oldukları çok açık bi şekilde görünüyor. İşsizlik oranı düşük ekonomisi güçlü olmasına rağmen, yinede İsviçre halkının genel olarak Almanlara karşı ön yargıyla dolu olmaları, Almanların hep kendilerini haklı gördüklerini ve sürekli yargılayıcı yaklaşım göstermelerini düşünerek 200 seneden beri beraber yaşıyor olmalarına rağmen, halen Entegrasyon kursları yapma mecburiyetinde kalıyorlar. Bu konuya tersinden bakacak olursak , acaba yazılı ve görsel medyanın her karesinde Almanlara karşı ırkçılık suçlamaları yapıldığı görülse bunuda Alman ve göçmen çocukları izleye izleye sonunda buna inansalar; bu çocuklar, herhangi bir millete ait olmanın bir sorun olmadığını ne zaman ve nasıl öğrenecekler?
Seçim ve oy kaygısıyla milletlerin birbirine korku ve ayrımcılık yapmalarının doğru olmadığını hepimiz kabul etmek ve eleştirmek mecburiyetindeyiz! Alman yasaları bunu zaten garanti altına alıyor. Art.1, 2, 3 ve 4’te net bir şekilde din ve görüş açıklama özgürlüğü yer almaktadır. Dolayısıyla bu kurallara sadece yabancılar değil almanlar dahil herkes uymak mecburiyetindedir.  Kim bugüne kadar yabancı bir komşusunu evine davet edip  ilgi gösterdi. Birbirimizle tanışmadan nasıl karşılıklı önyargıları ortadan kaldırabiliriz. Misafirperverlik te çok önemli,  bir ev sahibi olarak buraya gelene ve yerleşme niyetinde olana hiç yakınlık ve samimiyet  göstermez isek o zaman onlarda hiçbir zaman burada kabul edildiklerini hissetmeyecekler.
Hiç kimse nerede doğacağını kendisi seçmedi! Mesela ben burada doğdum ve buraya bağlıyım. Bizler artık buralıyız. Özümüz ve kökenimiz Türk’tür ve Türk kalacaktır. Biz bunu değiştiremeyiz. Genetik olan bir durumun değişmesi imkansızdır. Ama bu bir dezavantaj değildir öyle görülmemelidir. Aksine bunu avantaja çevirebilmek çok mümkündür. Kanaatimce geriden gelen nesil çok şanslı?  Her Kültürden yetişen nesil arasından en kaabiliyetli olanlarını seçerek onlardan yararlanma şansını gözardı etmemeliyiz. Yani Zekâ, disiplin, azim, gayret, heves, saygı, sevgi, başarı ve en önemlisi iyi bir aile, ahlâk ve adalet sahibi olamak gibi özellikler toplumun faydasına olabilir. Bu sadece Türkler yada yabancılar için değil farklı Kültürden yatişen insanlarla aynı ortamı yada toplumu paylaşmak büyük bir şanstır. Bunu farkedenlerin sayısı her geçen gün artıyor. 90.000 den fazla Türkle Alman karşılıklı evlenmiş, 730.000 Türk Alman vatandaşlığını seçmiş, 70.000 den fazla işveren 380.00 insana iş imkanı sağlıyor. Ancak bunlar sadece manav ve dönerci değil, diğer farklı meslek gruplarında her alanda çalışan mevcuttur. Bir örnek olması bakımından Nagold’a bakacak olursak; Türk Doktorlar, Eczacılar, Mühendisler, Avukatlar, Bankacılar, Mimarlar, Restaurantlar, Tamirhaneler, Süpermarketler, Öğretmenler, İnşaat hizmetleri, berber ve teziler Nagold sakinlerine hizmet vermektedir. Diğer yabancı Milletleden de yüksek oranda bu alanlarda çalışan yabancılar var.  ‘‘Multi Külti öldü ’’ diyen politikacıların gözlerini açarak bunları görmeleri gerekir. Sözlerime son verirken size Canada’dan bir örnek sunmak istiyorum. Canada’ya göç edenler için girişte  bir yazı asmışlar. ‘‘ Canad’ya Hoşgeldiniz. Bundan sonra sen Canada’ya aitsin ve Canada bundan sonra senindir.’’
  
Yancılar meclisinden Slobodan Petkoviç (Sırp asıllı Alman vatandaşı): Uyum meclisinde görev yapıyorum ve öncelikle yabancıların seçime katılması ve burada oy kullanmasından yanayım. Avrupa birliği ülkesinde yaşayanlar burada üç ay kalınca oy kullanma hakları var fakat bu kendilerine  söylenmiyor. Burada 30-40 yıldır yaşayan vergi veren Alman Devletinin kalkınmasına katkıda bulunanlara bu hak verilmiyor. Burada bir sorun var ve bu görmezlikten gelinemez. Bu insanların seçimlerde seçme hakları olması gerekir. Almanya’da Yarım Milyon işveren göçmen yaşıyor. Bu konuyu sürekli gündemde tutacağım, daha önceki başkan bu konuyu hep erteledi, sürekli oyaladı gündemin dışına attı. Uyum meclisi üyeleri bu konuyu daha ileri taşımak istiyor mu? Göçmenlerin seçimlere katılmasını istiyorlar mı? Bu imkan tanınacak mı?  Hangi nedenle burada bulunursa bulunsun Alman vatandaşlığını kabul eden, etmeyen herkes vergi ödüyorsa oy kullanma hakları da olmalıdır. Kaleye(Burg) çıkan yolun yapılıp yapılmaması bütün Alman vatandaşlarına mektup gönderilerek soruldu, ancak aynı vergiyi veren yabancılara bir şey sorulmadı. Nagod’ta yapımına başalanan bu işler sadece Almanların verdiği vergilerle mi yapılacak, yoksa göçmenlerin vergileri de kullanılmayacak mı? Ki onlara bir şey sorulmuyor.İnsanlar burada Almanca düşünüyor, yaşıyor, seviyor vs. Neden korkuluyor çok oy olması  ne tehlike arzedebilir. Bundan sonra yabancıların hiç olmazsa nagold’taki yerel seçimlere katılması için çalışacağım. Dedi. 
 
Yancılar meclisinden Frau Lohs Alman kökenli Rus: Alman kökenli bir Rus olarak önce sipiryada göçmen olarak kaldık. Daha sonra Almanaya’ya geldik ve hiçbir şekilde kendimizi buraya ait hissetmedik. Buna yardımcı olunmadı. Türk komşumuz var, çocuklarım onlara gidince yada onlar bize gelince çocuklar kendilerini kendi evlerinde gibi hissediyor, diğer göçmen komşularımızla da sorun yaşamıyoruz. Ama nedense burada çok sorunla karşılaşıyoruz. Sürekli olarak Rus olduğumuz hatırlatılınca sorun başlıyor. Bir işe girecekseniz ilk konuşmada hemen Rusmusun? Sorusu ile karşılaşıyoruz.  Hiç Rusca bilmeyen çocuğum sürekli olarak kendisine Rus Rus denildiği için artık Rusca öğrenmeye karar verdi. Sebebini sorduğumda nasıl olsa nereye gitsem ben Rusum dedi. Uyum sorunu sadece Türklerin değil, bütün yabancılar aynı sorunu paylaşıyoruz. Uyum konusunda Almanlardan anlayış bekliyoruz. Dedi.
  
Yancılar meclisinden Reichert-Fehrenbach: Bizde kendi geçmişimizi tanıyalım. Birbirizle ilgilenelim tanışalım, birbirimizi ziyaret edelim, değer verelim vakit ayıralım bu şekilde aramızdaki yabancılığı yenmiş oluruz ben bunu arzuluyorum. Dedi.
 
YOUZ ta görevli Emel Napolitano: Kendisini Türk olduğunu ancak bir italyanla evli olduğunu aktardı. Ardından yaptıkları etkinliklerle uyuma katkı yaptıklarını söyledi.Örnekler verdi:Genel olarak yabancı çocuklara Nahhilfe imkanı sundukarını, ilk generasyona Makamda ve okullarda tercüme konusunda yardımcı olduklarını, Meslek eğitimi yeri bulma konusunda yabancılara destek olduklarını, Okul toplantıları konusunda zaman zaman DİTİB Camisiye iritbak kurarak yapılan etkinliklerin Türk halkına duyurulması noktasında camiden destek gördüklerini uyuma katkı noktasında cemiyetlerle güzel bağlantılar kurduklarını aktardı.
 
Böhringer: Emekli bir Din adamı olarak güzel örnek oldu ve öz eleştiri yapma erdemi gösterdi. Kendi Din tarihimizi hatırlamamız gerekir, belki kendimize öz eleştiri yapmalıyız tek taraflı uyum olamayacağını düşünüyorum. Kendi dinimizden diğer Cemaat mensupları’nın da burada bir araya gelmesine çok sevindim bunu uzun zamandır arzuluyorduk. Dedi.
 
Nurcan Dürr (eski yabancılar meclisi üyesi): Beş yaşında Almanyaya geldim. Okula gittim meslek yaptım aslında kafamda bir Türkle evlenme vardı. Ancak karşıma bir şivabe çıktı ve birbirimizi sevdik. Evlenebileceğimizi anladık. Şimdi 19 yıllık evliyiz Aylin (15)  ve Sinan (12) adında iki çocuğumuz var. Eşim Hıristiyan ben de Türk ve Müslüman’ım dini anlamda hiç uyum sorunumuz olmadı. Ben Hıristiyan olmadım, eşim’de Müslüman olmadı ama biz uyum içinde mutlu bir beraberlik yaşıyoruz. Saygı, sevgi ve hoşgörü eşittir uyum.Dedi.
 
İsmini öğrenme fırsatı bulamadığım Burg Schule’de görevli bir Alman bayan: Burg Schule’de her Milletten öğrenci var. Birbiriyle birşeyler yapmaları hiç sorun olmuyor. Çocuklar önyargısız bir araya gelebiliyorlar bunu bizde yapabilmeliyiz. Dinler yada Kültürler konusunda birbirleriyle konuşarak farklılıkları öğreniyorlar ve sorun kalmıyor. Uyum hakkında Din problemi değil önyargıları kaldırmak gerekir. Sorunun ana sebebi önyargılardır. Tabiki dil olmayınca uyum gecikiyor.  Karşımızdakini insan olarak kabul etmeliyiz. Dedi.
 
Bir Alman  Erkek:  Almanlar olarak yabancı kelimesini çok kullanıyoruz. ABD de böyle değil, bu kavramla insanları sınırlıyoruz uyumu biz geciktiriyoruz. Dedi.
 
Oturumu yöneten Dr.  Mansfeld Son Söz olarak : Burayı kendi ülkesi olarak gören herkes buraya uyum sağlamıştır. Seçme hakkından faydalanmalıdır. Uyumun olacağına inanmıyorsak inanç o zaman problemdir. Dedi.
 
-    Bu yazıyı Nagold Yerel gazetesi Kelebekteki Köşememde  ‘‘uyuma katkı yapmaya çalışan gönüllüler ve sizlerle’’ paylaşmaktan  dolayı mutluyum.
Özetlemem gerekirse: Bu toplantıya katılan herkes uyum konusunda yapıcı davrandı ve katkı yaptı. Çocuklar mı yoksa gençler mi örnek alınacak her ne yapılacaksa bir an önce yapılmalı ama artık sürtüşmeyi bırakarak yapıcı çözüm üretilmelidir.  Bütün saf duygularla toplumların barışık yaşamasına gayret edilmelidir. Dinlerin uyum emretiği görüldü umarım artık dinler bahane edilerek uyum sorunu için kılıf yapılmaz. Çünkü dinler, ‘‘ insanlara dünya ve ahıret mutluğunu sağlamak’’ için gönderilmiştir. Asla husümete ve düşmanlığa müsade etmez. Öyleyse yapılması gereken nedir?  Madem ki birlikte yaşamaya karar verilmiş, dayatmalardan uzak, herkesin  insan olduğundan hareketle ‘‘inancını yada inançsızlığını dayatma konusu yapmadan’’ herkesi olduğu gibi, toplumun bir parçası kabul etmek gerekir. Hiç kimse uyumsuzluk için inançları bahane etmemeli, inanç özgürlüğü de gözardı edilmemelidir. Hiç bir din mensubu, kendi inanç özgürlüğünü tanıyıp başkasının inanç özgürlüğünü yok saymamalıdır.  Herkes kendisi için istediğini başkaları için istemeli, kendine istemediğini ise başkasınada istememelidir. İçinde yaşanılan toplum bir ana kucağı gibi şefkatle sarmalı ve dışarıdan gelenler o sıcaklığı hissetmelidir. İnsan olarak duygular ve beklentiler hep aynıdır. İster Türk isterse Rus yada Sırp vs. kim olursa olsun farketmez.  Uyum için herkesin kendisine öz eleştiri yaparak yaşanılan toplumda, korkulardan uzak mutlu bir hayat yaşanmasına katkı yapmasını bekliyoruz. Unutmayalım ki biz başkalarından beklediğimiz gibi başkaları da bizden bir adım bekliyor.  Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır” sözünden yola çıkalım ve kimsenin kusursuz olmadığını unutmayalım. Yetmiş yaşındaki ihtiyarın dediği gibi, ”bu yaşıma kadar hep mükemmeli aradım ve bir mükemmel kadın bulamadım’‘ dedi. Onu duyanlar hiç mi mükemmel birisini bulamadınız? diye merakla sormuşlar. İhtiyarın cevabı çok manidar! ”Bir mükemmel kadın buldum ama O da mükemmel bir erkek arıyormuş” olmadı. Dedi. Yani mükkemmeli arayanların kendilerinin de mükemmel olmadığını bilmesi gerekir.
Saygılarımla…

 

Yorum Yapın

Mesajınız